Hoşgeldin sevgili okurcuğum... Sanma ki burada ufkunu aydınlatıyorum, geleceğine ışık tutuyorum, hayata bakışını değiştiriyorum... Ben burada sadece kendi düşüncelerimi sadebir dille kalema alıyorum... Beklentilerini yüksek tutma diye söylüyorum bunu sana... Sonra uyarmadı deme... Hadi bakalım iyi eğlenceler dileyip seni yazılarımla başbaşa bırakıyorum...

4 Mayıs 2012 Cuma

Bir Ben Hikayesi

   Bizim ailenin aykırı çocuğuydum ben. Düşüncelerim, davranışlarım farklıydı hep onlardan. Ergenliğe bağlasalar da başlarda sonradan mücadele etmeye çalıştılar bu durumumla. Kardeşlerime yapmaları gerekenler söylenirken, bana hep yapmamam gerekenler söylendi. Haliyle ben de kendimi kanıtlama çabası içinde buldum kendimi. Kendimi kanıtladıkça özgürlük alanımın genişlediğini  fark ettim. Ben onlara kendimi kanıtladım, onlar yasakları kaldırdı. Bu ilişki bir süre böyle devam etti. Ta ki ben gerçek anlamda büyüyene kadar.
   Büyümek dediğim yaşadığım yıl sayısıyla ölçülen bir değer değil, olan olaylar tarafından beslenen bir süreç. Bu süreçte doğrularım kadar yanlışlarım da oldu elbette. Ancak sorumluluk sahibi olmayı ve yeri geldiğinde karar vermeyi bu süreçte öğrendim.
   Bu süreçte en çok babamla olan ilişkilerim zedelendi sanırım. O benim düşüncelerimi kabul etmek istemedi, bense onun hükmünü... O istediği gibi bir evlat yetiştirme derdindeydi bense ben olma derdinde. Şimdilerde sindirse de durumu hala eksik bir şeyler var aramızda farkındayım.
   Arkadaşlarım da türlü yaklaşımlarda bulundu bu durumuma. Yeri geldi alay konusu oldum birden fazla işte çalıştığım için, yeri geldi takdir edildim hem işi hem okulu bir arada götürebildiğim için.Zaten o dönemdeki arkadaşlarımdan beni yargılamayanlar kaldı geriye.
   İşte bu süreç geçtiğinde; artık bütün kararları kendim verir oldum. Kendi yasaklarımı kendim belirler, olanlardan sadece kendimi sorumlu tutar oldum. Tüm sorumluluk bende yani hep istediğim gibi. Artık aileme değil kendime hesap veriyorum. Yeri geldiğinde kendimi sorguya çekiyor, "Neden?" sorusunu kendime ben soruyorum...

 Yavuz Okumuş

13 Nisan 2012 Cuma

ZENNE - Dürüstlük Bazen Öldürür...

   Nasıl başlayacağımı bilemiyorum? Önce hangisinden başlamalı? Muhteşem oyunculuklardan mı? Ahmet Yıldız'ın hayatından esinlenilmiş etkileyici senaryosundan mı? Yoksa kullanılmış efektlerden ya da cesurca verdiği mesajlardan mı?
 
   3 yıl önce gay olduğu için babası tarafından öldürülen üniversite öğrencisi Ahmet Yıldız'ın hayat hikayesinden yola çıkılarak yapılan bir  film Zenne. Türkiye'deki eş cinsel gerçeğini, eş cinsellerin sorunlarını, aileleriyle yaşadıkları dramı zarif bir dille seyirciye aktarıyor bu film. zorlamadan, sıkmadan, aşırıya kaçmadan, rahatsız etmeden... Daha ilk dakikalardan içine çekiyor insanı önyargılarından sıyırarak... Film düşünülenin aksine yalnızca Ahmet Yıldız'ın trajik hayatını değil aynı zamanda devletle, askerlik kurumuyla, töreyle ve insan hayatından daha değerli görülen değerlerle bir hesaplaşma hikayesini anlatıyor bize.



  Filmin konusu; “Daniel, Türkiye'nin değer yargılarını çok tanımayan ve 1 yıllığına İstanbul'a gelen bir alman fotoğrafçı. Renklerini gizlemekten sakınmayan, ailesinden koşulsuz destekle koruma gören ve İstanbul'un dans klüplerinde zennelik yapan Can ve doğulu, muhafazakâr bir ailenin çocuğu olan Ahmet. Birbirleriyle dostluk, aşk ve anlayışla birarada yaşamayı başarabilen üçlünün karşısına çıkan töre, devlet ve muhafazakar aile değerleri...” olarak özetlenebilir...

   Kısaca özetlemek gerekirse; önyargılarınızdan sıyrılıp bu filmi izlediğinizde sizi nasıl içine çektiğine, hikayenin yüreğinize nasıl dokuntuğuna, karakterin ne kadar gerçekçi olduğuna sizler de şahit olacaksınız. Başarılı oyunculuklarla, ışıklarla desteklenen bu filmin ne kadar muhteşem olduğunu sizler de göreceksiniz.




     ( Ahmet Yıldız)

Yavuz Okumuş

4 Nisan 2012 Çarşamba

Okan Bayülgen

 "Ay Okan'ı hiç sevmiyorum çünkü çok ukala!" diyenlere inat ben ukala olduğu için seviyorum bu adamı. Açık sözlü olduğu ve kendi tabularını çok çok çok önceden yıktığı için seviyorum. Belediye başkanına "bizim ne zaman gay belediye başkanımız olacak?" diye sorabildiği için seviyorum.
 Kendi adıma konuşmalıyım ki Okan Bayülgen beni televizyona bağlayan bir bağ haline gelmiştir artık. Bu kadar aptal saptal programlar varken gerçekten bilinçli yayınlar yaptığı için adeta televizyonun fatihi olmuştur gözümde... Uykusuzluk ve işe geç kalma sebebidir benim için. "Bir insan neler yapabilir? kendisini ne kadar geliştirebilir?" bize çok güzel gösteren kişiliktir. Kıskanmamak, imrenmemek mümkün değil. Zaten sevmeyenlerin de sebebini bir yerde buna bağlıyorum. Gerçi zaten bu ülkede işini iyi yapan ve insanları düşenmeye sevkeden kişiler pek sevilemiyor.

  Ergenliğimden beri adeta alışkanlık oldu kendisi bende. sigara gibi, uyumak gibi ya da aileden biri gibi. Adamla büyüdük resmen. Ailelerimizi uyutup izledik onu. gizli gizli, saklı saklı... Bu sebeptendir ki kaybetmeye korktuğum insanlar listesindedir Okan Bayülgen.
   Aslında bu yazıyı yazma amacım sevenlere ya da sevmeyenlere Okan Bayülgen!i anlatmak değil. Zira onu anlatmak bu kadar kolay da değil. Zaten sıkıldım da yazmaktan. Neyse uzun lafın kısası: " gerçekten sen olduğun için, işini iyi yaptığın için, düşündüğün düşündürdüğün için, programlarında hem öğrendiğin hem de bize öğrettiğin için teşekkürler Okan Bayülgen."

Yavuz Okumuş

30 Mart 2012 Cuma

Üniversitelerin yeni adları...

Yeni yasayla Rize Üniversitesinin adı " Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi", Kayseri Üniversitesinin adı "Abdullah Gül Üniversitesi", Zonguldak Karaelmes Üniversitesinin adı " Bülent Ecevit Üniversitesi", Konya Üniversitesinin adı " Necmettin Erbakan Üniversitesi" şeklinde değiştiriliyor.

7 Mart 2012 Çarşamba

FETİH 1453

  Son zamanların en çok konuşulan filmi hakkında baktım ki ben hiç konuşmamışım. Sonra dedim ki benim neyim eksik? Yazayım bende bişiler.
  Öncelikle filmi eleştirirken Fatih Aksoy'un sinema geçmişini de göz önünde bulundurmayı ihmal etmeyeceğim. Malum Fatih Aksoy "çılgın dershane" ve "recep ivedik" filmlerinden sonra hepimizi şok ederek Fetih 1453 filmini çekmişti. Haliyle bu film hepimizde merak uyandırdı. Bende filme ilk gün gidenlerdenim. Bende uyandırdığı merakı siz düşünün artık. Ama avantajım şu olduk ki; " Fatih Aksoy göz önünde bulundurarak beklentilerimi olabildiğince düşük tuttum". dolayısıyla düşük beklenti karşısında böyle bir yapımla karşılaşınca insanın bi taktir edesi geliyor.
  14:53 gibi bir saatte ilk sunumunu yapan filmin afişini kesinlikle çok beğendim. Hatta beni filme sürükleyen en büyük etken diyebilirim.
  Filmde gözüme batan en büyük eksik senaryoydu sanırım. (ki en temel eksik). 165 dakika olan filmde türkiye şartlarının üstünde efektler kullanılmış ama elinde adam akıllı bir senaryo olmayınca onlar da çok anlamsız kalmış. Senaryoda eksiklik olduğu kadar gereksiz sahne de çoktu. yani sanki işin biraz kolayına kaçılmıştı.
  İnsanlar genel olarak oyunluğun vasat olduğunu söylemişler ama ben çok da öyle düşünmüyorum. ya ben oyuncudan anlamıyorum ya da bu insanlar çok şey biliyor.
  İzlerken olduğu gibi yazarken de sıkıldım ve kısa geçiyorum. Türkiye de türünün tek örneği olması açısından destekliyorum bu filmi ve sonrasında çekilecek olan filmleri.

Yavuz Okumuş

23 Şubat 2012 Perşembe

Aşık Veysel böyle yazmış:



bu alemi gören sensin
yok gözünde perde senin
haksıza yol veren sensin
yok mu suçun burda senin

kainatı sen yarattın
her şeyi yoktan var ettin
beni çıplak dışar'attın
cömertliğin nerde senin

evli misin ergen misin
eşin yoktur bir sen misin
çarkı sema nur sen misin
bu balkıyan nur da senin

kilisede despot keşiş
isa allah'ın oğlu demiş
meryem ana neyin imiş
bu işin var bir de senin.

kimden korktun da gizlendin
çok aradın, çok izlendin.
göster yüzünü çok nazlandın
yüzün mahrem ferde senin

binbir ismin bir cismin var
oğlun, kızın ne hısmın var
her bir irenkte resmin var
nerde baksam orda senin

türlü türlü dillerin var
ne acaip hallerin var
ne karanlık yolların var
sırat köprün nerde senin

ademi sürdün bakmadın
cennette de bırakmadın
şeytanı niçin yakmadın
cehennemin var da senin

veysel neden aklın ermez
uzun kısa dilin durmaz
eller tutmaz gözler görmez
bu acaip sır da senin

9 Şubat 2012 Perşembe

Çok şey olmak istedim hayatta, çok oldum sonunda!


   Çok şey olmak istedim hayatta, çok oldum sonunda. Çok iyi bir matematikçi olmak istedim mesela. Çok iyi resim çizmek, çok iyi yemek yapmak istedim. Mesela iyi bir yönetmen ya da iyi bir oyuncu olmak istedim.
 
   Her yeri görmek, her yeri gezmek, herkesi tanımak istedim. Dokunduğum hayatlarda iz bırakmak istedim. Yıllar sonra tebessümle hatırlanacak bir arkadaş belki de hayatınızdan asla çıkarmak istemeyeceğiniz bir dost olmak istedim.
   
  Çok iyi bir evlat olmak istedim mesela. Ailesine hep gurur veren bir evlat. Çok iyi bir abi olmak istedim. İhtiyaç duyduğunuz her an da başınızı omzuna yaslayabileceğiniz bir abi.

   Bütün çabam bundandı sanırım. Bulduğum, keşfettiğim her farklılığa balıklama atlamam da. Çok büyük işler başarmak istedim hep. Aslında şöyle bir bakınca hepsinde tek bir ortak nokta görüyorum. Sanırım ben çok başarılı olmak istedim. Taktir edilmek, taklit edilmek istedim. Olabildim? Hayır. 

                                                                                                                       Yavuz Okumuş.