Hoşgeldin sevgili okurcuğum... Sanma ki burada ufkunu aydınlatıyorum, geleceğine ışık tutuyorum, hayata bakışını değiştiriyorum... Ben burada sadece kendi düşüncelerimi sadebir dille kalema alıyorum... Beklentilerini yüksek tutma diye söylüyorum bunu sana... Sonra uyarmadı deme... Hadi bakalım iyi eğlenceler dileyip seni yazılarımla başbaşa bırakıyorum...

13 Mart 2013 Çarşamba

Çocuk...


Öykü karakteri gibi bir adam... Öyle ki girişi de gelişmesi de sonucu da umut dolu, yarın kokulu... Öyle bir karakter ki gelmiş geçmiş en güzel konuların hep en ilki, hep en hakikatlisi... Yarınların sevdalandığı Çocuk... Yarınlara sevdalanmış Çocuk... Yarınlardaki umudun sevinç gözyaşları olansın sen Çocuk...
İnsanların ötekileştirilerek anlatıldığı, yargılandığı , hor görüldüğü bir dünyada insanlığıyla var olan  sayılı isimlerden birisi... Sanattan anlamayan bir millet olarak ve keza insanlığı da sayılara düşüren bir toplum olarak sen bu topluma fazlasın be Çocuk...

Öyle ki insanlık kendini bilmezlerin eline düşmüş... Öyle ki kendisini bile bilmeyenlerin ayaklarının  altlarında ezilir olmuş...  Ayaklar ki biçare... Sen böylelerine çok fazlasın... Biliyorum aslında yapacak pek bir şey yok ya da varsa da pek gözle görülür değil. Ama biliyorum ki senin umutların var ve benimde öyle... Biliyorum ki bir gün herkesinde olacak... Çünkü evvela  şunu biliyorum ki ben ; umut var ise her şeyin var demektir. Ama umut yoksa hiçbir şeyin yok! Hiçbir zaman olmamak gibi... Hani koca bir boşluk gibi... Ne varsın ne yoksun... Ne varlığını biliyorsun ne de yokluğunu... Hiçlik ama hiç olamamak arası bir şey... Belkide şey bile olamamak işte... Fazlasın Çocuk, fazla... Öyle az ki bu millet, sen fazlasın işte... Yarınlarda ol sen çocuk... En yarınlarda, en görülesi ışıklarda hep sen ol..

Kurulası bir düşsün sen Çocuk... Umuda giden bir yol... İnsanlığı hatırlatan bir giz... Görülesi bir yarın belkide... Dilerim bir gün seni anlamak bu kadar anlamsızlar için zor olmaz... Dilerim bir gün sen sensizliği düşünüp üzülenler arasında hapsolur kalırsın... Şarkılarınla düşüncelerinle tarzınla ve bir çoğunun anlamadığı düşüncelerinle en güzel an'larda ol... Seviliyorsun sen Çocuk... Seviliyorsun sen, Cem ADRİAN...
     

                                                                                                          ŞEHNAZ TEKİN

"Yazısı için Şehnaz Tekin'e teşekkür ederim... Yüreğine, kalemine sağlık Şehnaz..." (Yavuz Okumuş)






4 Mart 2013 Pazartesi

Kadına Karşı Erkek Terörü

   Türkiye'nin terörden daha büyük sorunu var ki o da: Erkek Terörü! Her gün eşi tarafından öldürülen kadın sayısı, şehit verdiğimiz asker sayısını geçti neredeyse. Peki biz Türkiye olarak bu gerçekle yüzleşiyor muyuz?

   Kadın Dayanışma Vakfı'nın yaptığı araştırmalara göre; Türkiye'de her 100 kadından 97si en az bir kere şiddet görüyor, en az %20si de silah, bıçak gibi aletlerle şiddete maruz kalıyor.

  Peki Türkiye bu konuda ne yapıyor? Türkiye'de Sosyal Hizmetler Kurumuna bağlı sadece 7(YEDİ) kadın konuk evi bulunuyor. Kadınların da bu kurumlara sığınması oldukça zorlaştırılıyor, evrakların ve işlemlerin tamamlanması haftaları bulabiliyor. Sivil Savunma Kuruluşların kadın sığınma evleri açması ise pek çok prosedür nedeniyle zorlaştırılıyor. Yeterli bulunmayan maddi destek sebebiyle de pek çok kadın sığınma evi kapatılıyor.

   Kadınlar bu konuda mücadele göstermeye çalışıyor. Peki erkekler? Erkekler kadınları yine bu konuda yalnız bırakıyor. Oysa bence bir erkeğin kadın hakları için kadınlardan daha çok mücadele etmesi gerekiyor. Erkeklik kadınları dövmekle mi yoksa, annesini, kız kardeşini, kızını erkek teröründen korumakla mı olur? Tartışılması gereken konu bu sanırım. Bence bu mücadelede en büyük rol erkeklere düşüyor. En azından bunu 9 ay karnında taşıyıp, yemeyi, içmeyi, yürümeyi, sevmeyi kendisine öğreten annelerine borçlular.

   Bir kadın şiddet görüyor çocuklarının önünde. Ailesine sığınıyor "kocandır affet" deyip geri gönderiliyor. Polise sığınıyor "kocandır affet. aile içinde olur bunlar." deyip geri gönderiliyor. Sonra bir gün manşetlerde görüyoruz o kadını. Kocası tarafından 8 kez bıçaklanarak öldürüldü. Herkes kocayı kınıyor, kızıyor ona. Ama kimse kendisinin işlediği suçu görmek istemiyor. Oysa ki "Bir suça göz yummak, ona ortak olmaktır."

   Lafı fazla uzatmak istemiyorum. Uzatmayı da sevmiyorum zaten. Ama artık bazı şeylere göz yummaktan vazgeçmeli Türkiye halkı. Artık kadına şiddete karşı herkes elini taşın altına koymalı. Erkeğiyle kadınıyla herkes...

 


                                                                                    Yavuz Okumuş

27 Şubat 2013 Çarşamba

Hikaye: "Vazgeçiyorum..."

   Yine aynı yerdeyim. Karanlık sarmış etrafımı. Hatırlar mısın bilmem? Çok korkardım karanlıktan. Gülerdin o hallerime. Bak şimdi karanlığın merkezindeyim, yendim korkumu. Görsen gurur duyar mısın benimle?

   Bir ses duyuyorum gecenin sessizliğinde. İçimi telaş sarıyor. Heyecanlanıyorum. Tenha yolun sessizliğini bozarak geçip gidiyor araçlar önümden. Belki diyorum onlarda birine sürüyordur araçlarını, her biri sevgilinin yolunda belki.

   Soğuk kendini hissettirmeye başlıyor. Ellerimi ovuşturuyorum önce. Yetmiyor. Doğrulup oturduğum banktan, küçük adımlarla dolanıyorum. Uzaklaşmadan o banktan. Önce adımlarının sesini duyuyorum Ahmet Abinin. Yine her gece olduğu gibi elinde bir bardak çayla geliyor yanıma. Sen tanımazsın Ahmet Abi'yi. Acıyan gözlerle bakıyor bana. Bilmiyorum belki de gerçekten üzülüyor bana. "devam mı" diyor. Kafamı sallayarak onaylıyorum sorusunu. Tekrar geri dönüyor nöbetine.

   Yalnızca düşünüyorum. Geldiğinde sana kuracağım cümleleri toparlamaya çalışıyorum kafamda. Ne yapacağım diye kendi kendime soruyorum. Düşüncelerime ara vermeden bir sigara yakıyorum. Sonra aklıma geliyor. Sen nefret edersin sigara kokusundan. Gökyüzüne bakıyorum. Yine aynı yıldızlar. Defalarca saydım onları... Her birine isim verdim, hepsinin ismi aynı, hepsinin ismi "Sen"...



   Saatler ilerliyor. Etrafımı saran karamsarlık içimi ürpertiyor. Kafamı kaldırıp etrafıma son bir kez bakıyorum. Aynı boş yollar, ışığı sönük evler, park edilmiş arabalar ve şehrin üzerine çökmüş sessizlik. Yine her zaman ki son. Sen yoksun. Sen eksiksin.

  Yavaş yavaş uzaklaşıyorum beni bırakıp gittiğin o banktan. Her gecekinden farklı bu sefer gidişim... Bu sefer tekrar tekrar dönüp bakmıyorum arkama "belki tam ben giderken sen gelirsin" diye düşünmüyorum bu sefer. Bu sefer üzerime çöken karamsarlık öldürüyor içimdeki umutlarımı. Ve vazgeçiyorum sevgilim seni beklemekten... Vazgeçiyorum senden... Vazgeçiyorum bizden.

                                                                                                     Yavuz Okumuş

7 Kasım 2012 Çarşamba

İyi ki Doğdun KAZIM KOYUNCU


   "İşte gidiyorum, bir şey demeden, arkamı dönmeden, şikayet etmeden...hiç bir şey almadan, bir şey vermeden, yol ayrılmış görmeden gidiyorum..."

   Evet gittin ama dediğin gibi "bir şey demeden" değil, şarkılarınla çok şey diyerek gittin. Arkanı dönmedin, şikayet etmedin belki ama çok şey verip, çok şey alarak gittin... 

   Hakkında çok şey söylenebilir senin, uzun uzun yazılar yazılabilir, belgesellerin çekilebilir ama ben kısacık bir şey söyleyeyim senin için... " Sen ne güzel adamsın Kazım Koyuncu! İyi ki doğdun, yaşadın.Doğum günün kutlu olsun!"

   Seni anlatmaya benim kelimelerim, gücüm yetmez şair ceketli çocuk... Seni senin cümlelerinle anlatmak en doğrusu...

   "Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalarına, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tün güzel yüzlü çocuklara, donkişotlara, ateş hırsızlarına, ernesto "che" guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler Dünya..." 
           Kazım Koyuncu...

   " Kürdüm dedim, hadi lan bölücü dediler. Lazım dedim, hadi lan devşirme rum dediler. Çerkezim dedim, hain ethem in torunları dediler. Aleviyim dedim, dinsiz kızılbaşlar dediler. Yezidiyim dedim, yezidin pis soyu dediler. Arabım dedim, pis yobazlar dediler. Ben dedikçe onlar da bir şeyler dedi. İnsanım diyecektim ama insanlığa ait her şeyi yok ettiler.
           Kazım Koyuncu...


                                                                           YAVUZ OKUMUŞ
                                                                       

21 Ekim 2012 Pazar

3 Klip Birden...

   Oğuzhan Uğur, farklı tarzı ve eğlenceli klipleri ile şimdiden gönlümde ayrı bir yere yerleşti. Hatta öyle ki, ilk "3 klip birden" paylaşımımın üçünü de ona ayırmış bulunmaktayım...

10 Ekim 2012 Çarşamba

Hikaye: " Ne şimdi gel, Ne de bir gün git "


    Sigaramı söndürdükten sonra son yudumumu da aldım biramdan. Şişeyi oturduğum koltuğun sağ yanına bıraktım diğer boş şişelerin yanına. Yeni bir sigara yakmak için ayaklarımı uzattığım sehpaya doğru eğildim. Paketin boş olduğunu fark ettim. Hayatta beni iki şey çok kızdırırdı. Birincisi bu saatte biten sigara, ikincisi sevişirken çok gürültü yapan yan komşum. Geriye yaslandım, gözlerimi kapadım. Uyumam için illa yatağımda olmam gerekmiyordu. Her an, her yerde uyuyabilirdim. Tam dalmak üzereydim ki kapının zili ile irkildim. Çok şaşırmıştım. Uzun zaman olmuştu kapım çalmayalı. Nasıl çaldığını bile unutmuştum. Kapıcı dahi uğramazdı bana. Tekrar kapadım gözlerimi, birinin ışığı yakmak isterken yanlışlıkla çaldığını düşündüm. Fakat bir daha çaldı kapı. Yavaşça kalktım yerimden, ağır ağır kapıya ilerledim. Kim olduğunu bile sormadan açtım kapıyı. Öylece baktım kapıdakine hiçbir şey demeden.

   “ Ben geldim.”
   “ Hoş geldin ama sen kimsin?”
   “ Önemli mi?”
   “ Değil. Neden geldin?”
   “ Yalnızlığını bölmeye geldim.”

   Ayakkabılarını çıkarıp fırlattı kenara. Sanki kendi eviymiş gibi rahattı. Direk salona doğru ilerledi defalarca gelmiş gibi eve. Hemen gittim arkasından cebindeki sigarasını ve cep telefonunu çıkarıp sehpanın üzerine bıraktı. Sertçe oturdu koltuğa. Kim olduğu önemli değildi ama sigarasının olması iyiydi. Hiç sormadan paketinden bir sigara alıp yaktım. Hemen yanı başına oturdum. Yaslandım geriye, kapadım gözlerimi… Dudaklarımda hissettiğim sıcaklıkla açtım gözlerimi. Dudakları dudaklarımdaydı.
 
   “ Ne yapıyorsun?”
   “ Yalnızlığını bölüyorum.”
   “ Neden?”
   “ İstemez misin?”
   “ İstemem…”
  
  Geri oturdu yerine. Etrafı süzdü bir süre. Sonra bana baktı. Gözlerimin tam içine. Çok güzel gözleri vardı. Elleriyle saçlarını geriye doğru taradı.

   “ Niye? Niye istemezsin?”
   “ İstemem işte. Alışmışken yalnızlığa, istemem gelip bölmeni, gidersin sen de bir gün. Gelip böldüğün yalnızlığıma terk eder gidersin beni.”
   “ Bir şans ver, belki ben gitmem?”
   “ Bir gün gidersin. Yarım kalır o zaman her şey. Şimdikinden daha ağır gelir yalnızlık. Beni alıştırırsın sana, sonra sensizlikte boğarsın beni. Yalnız uyandığım her günü zehir edersin bana. Alışırsam sıcaklığına, sen gidince üşürüm. O yüzden sen ne şimdi gel, ne de bir gün git.”

   Yavaşça kalktı yerinden. Cep telefonunu koydu cebine. Sigarayı da almak için eğildi. Vazgeçti sonra. “ Sigara kalsın” dedi. Odanın kapısına kadar ağır ağır ilerledi. Döndü bana baktı. Çıktı odadan. Kapının kapandığını duyunca anladım gittiğini. Yaslandım geriye kapadım gözlerimi. Yalnızlığımla kaldığım yerden devam ettim uyumaya.

                                                                                                          Yavuz Okumuş

4 Ekim 2012 Perşembe

Savaşa Hayır!!!

  3 Ekim 2012... Bir top düşer Akçakale'ye. 5 kişiyi canından eder, 9 kişiyi de yaralar. Peki kimdir bu mağdur insanlar? Halk.
 
  3 Ekim 2012... Top düştüğü yerde kalmaz. Türkiye ordusu angajman kuralları gereği bir kaç noktasını vurur Suriye'nin. Ölü ya da yaralı var mıdır bilinmez. Varsa kimdir mağdurları? Emirkulu Suriye askerleri.

  3 Ekim 2012... Akçakale'ye sadece top düşmez. Bir korku saplanır yüreklere. Kimlerin yüreklerine? Halkın.  Kimi memleketindeki kurulu düzenini bırakıp kaçmayı düşünür, kimi asker ocağındaki evladını.

  Bakıyorum bugün sosyal medyaya. Sınıra kilometrelerce uzakta, klavye efeliği yapanlar bağırıyor savaş istiyoruz diye. Çok oldular vuralım artık diye. Hadlerini bildirelim diyorlar. Peki niye geldik biz savaşın eşiğine? Halklar mı kavga etti, devlet başkanları mı? Kimlerin sorumsuzca, düşüncesizce hareketleri sonucu bu noktaya geldik. Peki kimler savaşacak masum halk mı, devlet başkanları mı? Kimler ölecek masum halk mı, 20 korumayla gezen devlet başkanları mı?

   Bugün hep bir ağızdan SAVAŞA HAYIR deme günüdür. Çünkü eğer hayır demezseniz; duman kokacak her yer, kanlar sızacak topraklara, göz pınarları kuruyacak anaların, küçücük bir çocuk ölecek elinde bez bebeği ile, sesler titreyecek, televizyonlar hep kötü haber verecek, her gün korkuyla uyanacak insanlar... Ve eninde sonunda olan sadece masum halklara olacak.




                                                                                           
Yavuz Okumuş