Doğduğum günün üzerinden yıllar geçti. Doğdum ama yaşamadım. Yaşadıklarımı yazmak istedim ama yazamadım. Yazacak bişi bulamadım. Sonra farkettim ki ben hiç kendi hayatımı yaşamadım. Hep başkalarının hayatlarında yer aradım kendime. Başkalarının bişeyi oldum. Başkalarının aşkı, başkalarının oğlu, başkalarının arkadaşı, başkalarının dostu...
Belirsizlikler içindeyim. Hani bazı rüyalar vardır. Her taraf sistir yolunu bulmaya çalışırsın. İşte o benim rüyam değil hayatım adeta. Hep düşündüm ama hiç bişi yapmadım. Yapabileceklerimden korktum ya da yapamayacaklarımdan...
Çok insan tanıdım. Hiç birinde bulamadım aradığımı belki de bilmediğimden ne aradığımı... Düşündüm ne arıyorum diye sonra vazgeçtim düşünmekten. Çünkü düşünmekten de korktum... Kendimle yüzleşmekten korktum...
Aşık olmak istedim. Mecnun gibi, Ferhat gibi ya da ne bileyim sevgililer gününde sevgilisine papatya koparan sıradan bir adam gibi. Olamadım. Ben ya kimseyi kendimden çok sevemedim ya da hiç bir zaman kendimi sevilecek kadar değerli görmedim.
Hep planlar yaptım. Sonra tek tek çizdim üzerini. Gerçekleştirdiğim için değil o plandan vazgeçtiğim için. Hep kolay mı vazgeçiyorum bilemiyorum. Yaşamaktan da vazgeçebilecek miyim?
Bir dünya mı kurmalıyım kendime amaçsız, kimsesiz? Vaz mı geçmeliyim beklemekten, beklentilerimden? Dedikleri gibi beklentiler sadece üzer mi?
Yavuz Okumuş
Hoşgeldin sevgili okurcuğum... Sanma ki burada ufkunu aydınlatıyorum, geleceğine ışık tutuyorum, hayata bakışını değiştiriyorum... Ben burada sadece kendi düşüncelerimi sadebir dille kalema alıyorum... Beklentilerini yüksek tutma diye söylüyorum bunu sana... Sonra uyarmadı deme... Hadi bakalım iyi eğlenceler dileyip seni yazılarımla başbaşa bırakıyorum...
27 Ağustos 2012 Pazartesi
16 Ağustos 2012 Perşembe
Üç Film Birden
İşten ayrılmış olmanın boşluğuyla kendimi iyice filmlere adadım son zamanlarda. Bulduğum en ufak boşlukta film izliyorum. Çok boktan filmlere denk geldiğim gibi çok güzel filmlere de denk geliyorum haliyle... Ama üç tanesi var ki beni benden aldı resmen.... Bunları sizinle paylaşmadan rahat uyuyamayacağım.
THE HELP
Film Amerika'nın güney eyaletlerinden Mississippi'de zamanında ırkçılığın ne boyutlarda olduğunu çok acımasızca gözler önüne seriyor. Hatta yeri geliyor sinirlerinizi çok bozuyor, faşizmin ne kadar mide bulandırıcı bir düşünce olduğunu adeta yüzünüze çarpıyor. Her ne kadar siyahi hizmetçilerin iş verenleriyle ilişkilerini anlatsa da içinde barındırdığı küçük ayrıntılarla da mesaj vermekten geri kalmıyor. Dram yönü ağır basmasına rağmen bazı sahnelerde sizi bir komedi filmi izlercesine kahkahaya boğabiliyor. Pek çok duyguyu size 2 saatlik bir sürede yaşatıyor kısacası. Hiç sıkılmadan bir solukta izleyebileceğiniz sıcak bir film arıyorsanız işte o The Help. Hiç durma izle derim... Aaa bir de unutmadan Emma Stone hayranları için bulunmaz bir film.
İNCENDİES
Of ki ne of... Bir grup arkadaşla beraber daha bu gece izledik bu filmi. Sıcağı sıcağına yazıyorum ki hala etkisindeyim. Bir annenin vasiyeti üzerine hayatındaki bilinmeyen gerçeklerin ortaya çıkışını anlatan sinir bozucu güzellikte bir film bu. İnsanın psikolojisini 2 saat gibi bir sürede yerle bir edebiliyor. Ağır ilerleyen filmlerden çekinmeyenlerin kesinlikle kaçırmaması gerekiyor bu filmi. İnsanın içini acıtıyor bu film ve tıpkı filmde de olduğu gibi bir süre sessizliğe mahkum ediyor insanı... Efsaneler listesine aldım bile kendisini. Hayatında yer edecek bir film arıyorsan o bu film olabilir.
PRAYERS FOR BOBBY
Bayılırım bu tarz gerçek hikayelere hele ki bu filmdeki gibi kusursuz anlatıldıysa. Uzun zamandır izlenecek filmler listesinde bekleyen bu filmi izledikten sonra çok kızdım kendime "niye daha önce izlemedim?" diye. Gerek oyunculuklar, gerek gerçeklerden kopmama, gerek çekimler, gerek müziklerle eşsiz bir yapıt. Film hissettirmek istediği duyguyu adeta alıp kendi elleriyle yerleştiriyor kalbinize. Oğlunun eşcinsel olduğunu öğrenen annenin, kendisiyle, dindar yaşantısıyla, ailesiyle yaşadığı dramı ve kendisiyle yaşadığı çatışmayı anlatan bu filmi sıkılmadan izleyeceğinizin garantisini veriyorum size.
Bir başka Üç Film Birden'de görüşmek dileğiyle...
Yavuz Okumuş
7 Ağustos 2012 Salı
Toplum Eksi Ben
Başkalarının ne düşündüğü hiç bir zaman önemli olmamıştır benim için. Ben ne düşünüyorsam, ne yapıyorsam doğrudur o. Şimdi tabi çok ukala gelebilir bu tavrım size. Gelsin, ukalayım zaten. Eleştirilmekten falan da korkmam çünkü eleştirileri de takmam. O giydiğimi beğenmemiş, yok şu oran eğri buran doğru demiş yok bu düşüncelerin çok saçma demiş hiç umrumda değil.
Başkalarının ne düşündüğü üzerine hayatlarını kuranlar var çevremde. " elalem ne der?" lafı düşmüyor dillerinden. Hapsetmişler kendilerini topluma hepsi birer süper ego mağduru. Kendilerini beğendirmek, taktir edilmek, topluma uyum sağlamak en büyük amaçları. Toplum onların sahibi olmuş farkında değiller. Benliklerini kaybetmişler adeta.
Benim en büyük korkumdur toplum hapsi. Topluma göre yaşamak. İşte bundandır benim kaçışım. O yüzden çok karışmıyorum etliye sütlüye. Karışmıyorum derken söyleyeceğimden geri kalmıyorum. Doğrularımı sonuna kadar savunuyorum elbette. Ama kimseyi kendi doğrularıma ikna etmeye çalışmıyorum. Niye ikna edeyim ki zaten? Herkes ben gibi düşünürse ne anlamı kalır çok sesliliğin, ne anlamı kalır benim düşüncelerimin.
Vazgeçilmez arkadaşlarım yok mesela benim. Hoş, çok arkadaşım da yok. Olanlarsa benim kafadan zaten. Bir ilişki hiç bir zaman vazgeçilmez olmamıştır benim için. Sıkılmam bitmesi için yeterlidir mesela.
İşte hayat hep bu seviyede basittir benim için. Doğ ve öl. Arada yaşadıkların, yaptıkların, yaptıklarının bıraktığı izler ve insanların senin için ne düşündüğü hiç önemli değil. Sonuç olarak dünyaya kazık çakabilmiş hiç kimse yok aranızda. Elindeki kısacık yaşamı da başkaları için harcama.
Şimdi tabi nerden çıktı diyorsunuzdur bu yazı. Onu da şöyle kısaca özetliyeyim size. Bugün bir arkadaşımla muhabbet sırasında söz döndü dolaştı toplum baskısına geldi. Kendisi olmak istediği kişi olamıyormuş çünkü çevresindeki insanların düşünceleri onun için çok önemliymiş. İşte ben de kendisine bu yazıyı yazdım. Bu yazı benden ona küçük bir hediye olsun.
Başkalarının ne düşündüğü üzerine hayatlarını kuranlar var çevremde. " elalem ne der?" lafı düşmüyor dillerinden. Hapsetmişler kendilerini topluma hepsi birer süper ego mağduru. Kendilerini beğendirmek, taktir edilmek, topluma uyum sağlamak en büyük amaçları. Toplum onların sahibi olmuş farkında değiller. Benliklerini kaybetmişler adeta.
Benim en büyük korkumdur toplum hapsi. Topluma göre yaşamak. İşte bundandır benim kaçışım. O yüzden çok karışmıyorum etliye sütlüye. Karışmıyorum derken söyleyeceğimden geri kalmıyorum. Doğrularımı sonuna kadar savunuyorum elbette. Ama kimseyi kendi doğrularıma ikna etmeye çalışmıyorum. Niye ikna edeyim ki zaten? Herkes ben gibi düşünürse ne anlamı kalır çok sesliliğin, ne anlamı kalır benim düşüncelerimin.
Vazgeçilmez arkadaşlarım yok mesela benim. Hoş, çok arkadaşım da yok. Olanlarsa benim kafadan zaten. Bir ilişki hiç bir zaman vazgeçilmez olmamıştır benim için. Sıkılmam bitmesi için yeterlidir mesela.
İşte hayat hep bu seviyede basittir benim için. Doğ ve öl. Arada yaşadıkların, yaptıkların, yaptıklarının bıraktığı izler ve insanların senin için ne düşündüğü hiç önemli değil. Sonuç olarak dünyaya kazık çakabilmiş hiç kimse yok aranızda. Elindeki kısacık yaşamı da başkaları için harcama.
Şimdi tabi nerden çıktı diyorsunuzdur bu yazı. Onu da şöyle kısaca özetliyeyim size. Bugün bir arkadaşımla muhabbet sırasında söz döndü dolaştı toplum baskısına geldi. Kendisi olmak istediği kişi olamıyormuş çünkü çevresindeki insanların düşünceleri onun için çok önemliymiş. İşte ben de kendisine bu yazıyı yazdım. Bu yazı benden ona küçük bir hediye olsun.
Yavuz Okumuş
1 Ağustos 2012 Çarşamba
Biraz Hayvan Olur Musunuz?
Bazen düşünüyorum da; hayvanlardan öğrenecek çok şeyimiz var bizim. Hani derler ya insan da bir hayvandır ancak onu hayvandan ayıran en büyük özellik düşünebilmesidir. Buna yanlış diyemem abi... Evet düşünüyoruz... Ama bizi hayvanlardan ayıran en büyük özellik düşünebilmemiz değil yanlış şeyler düşünmemiz. Aklımızı düşmanlığa, kötülüğe, sevgisizliğe kullanmamız.
İnsan doğada sevmeyi bilmeyen tek canlı olabilir bence. O kadar sevgisiz ki, birbirimizi katlediyoruz. Yetmiyor! Hayvanları katlediyoruz. Yetmiyor! Bitkileri, doğayı katlediyoruz. Diyoruz ya hani doğa bir uyum içinde diye koca bir yalan. Ancak insanı çıkarırsan doğa bir uyum içine girecek. Şimdi ne bu insan nefreti dediğinizi duyar gibiyim. Haksızsınız... İnsanlardan nefret etmiyorum. Ama her koşulda her canlıyı sevebilen hayvanları, insanlardan daha çok seviyorum. Nedenlerini şöyle sıralarsak;
1) Çünkü hayvanlar asla renk, tür, cins ayrımı yapmadan birbirini sevebiliyor... ırkçılık gibi biz insanlara mahsus duygular onlarda barınmıyor...
2) Çünkü kendileri gibi olmayan hayvanlara karşı da her daim sevgili ve şevkatlidirler...


3) Çünkü asla kendi lüksleri için doğayı katletmezler.... Her zaman doğa ile uyum içerisindedirler.
4) Çünkü sizi sevdiklerinde dış görünüşünüz, malınız, mülkünüz, hayat şartlarınız onlar için hiç önemli değildir... Her şartta sizin yanınızdadırlar...
5) Çünkü kendi lüks ihtiyaçları için hiç bir canlının derisini canlı canlı almazlar...
6) Çünkü hiçbir canlıyı köleleştirmezler... " İnsandan başka hiçbir canlının kölesi yoktur."
Bunlar sebeplerden bazıları. Ama bunları görünce insan anlıyor ki hayvanlardan öğrenecek çok şeyimiz var. Bu nedenle sizden ricam biraz hayvan olmanız...
İnsan doğada sevmeyi bilmeyen tek canlı olabilir bence. O kadar sevgisiz ki, birbirimizi katlediyoruz. Yetmiyor! Hayvanları katlediyoruz. Yetmiyor! Bitkileri, doğayı katlediyoruz. Diyoruz ya hani doğa bir uyum içinde diye koca bir yalan. Ancak insanı çıkarırsan doğa bir uyum içine girecek. Şimdi ne bu insan nefreti dediğinizi duyar gibiyim. Haksızsınız... İnsanlardan nefret etmiyorum. Ama her koşulda her canlıyı sevebilen hayvanları, insanlardan daha çok seviyorum. Nedenlerini şöyle sıralarsak;
1) Çünkü hayvanlar asla renk, tür, cins ayrımı yapmadan birbirini sevebiliyor... ırkçılık gibi biz insanlara mahsus duygular onlarda barınmıyor...
2) Çünkü kendileri gibi olmayan hayvanlara karşı da her daim sevgili ve şevkatlidirler...


3) Çünkü asla kendi lüksleri için doğayı katletmezler.... Her zaman doğa ile uyum içerisindedirler.
4) Çünkü sizi sevdiklerinde dış görünüşünüz, malınız, mülkünüz, hayat şartlarınız onlar için hiç önemli değildir... Her şartta sizin yanınızdadırlar...
5) Çünkü kendi lüks ihtiyaçları için hiç bir canlının derisini canlı canlı almazlar...
6) Çünkü hiçbir canlıyı köleleştirmezler... " İnsandan başka hiçbir canlının kölesi yoktur."
Bunlar sebeplerden bazıları. Ama bunları görünce insan anlıyor ki hayvanlardan öğrenecek çok şeyimiz var. Bu nedenle sizden ricam biraz hayvan olmanız...
Yavuz Okumuş
15 Temmuz 2012 Pazar
Ahmet Yıldız is my family...
Ahmet Yıldız 15 Temmuz 2008 de cinayete kurban gitmişti. Dondurma almak için dışarı çıktığı bir gece göğsüne isabet eden 3 kurşunla öldürüldü Ahmet Yıldız. Onu öldürmekle yargılanan babası ise hala firari. Peki neden öldürüldü Ahmet Yıldız?
Ahmet Yıldız başaralı bir öğrenciymiş. Dindar bir ailede büyümüş olması nedeniyle ailesine olan saygısı her zaman korumuş. Onların baskısı altında hep kendi olmaya çalışmış. Pozitifmiş, herkesi sevebilecek kadar yürekliymiş. Miş'li cümleler kuruyorum hep. Çünkü Ahmet Yıldız'ı basından tanıdım ben... Bloglarda okudum, sözlüklerde öğrendim.
Bir gün aşık olmuş Ahmet. Çok sevmiş birini. Neleri göze almış onun için. Ama farklıymış onun aşkı. Çünkü karşı cinsine değil hemcinsine aşıkmış. Sadece kendisini ve sevdiğini ilgilendiren bu durumu hazmedememiş kimileri. Kimileri diyorum da yabancı değil onlar da. Ahmet'i ailesi... Töre demiş ailesi namus demiş, ahlak demiş. Gelip öldürmüş Ahmet'i sanki öldürmek daha ahlaklıymış gibi gay olmaktan. İşte ben böyle tanıdım Ahmet Yıldız'ı. Haber başlıklarında gördüm " Türkiye'nin ilk eşcinsel namus cinayeti" diye.
Şimdi düşünüyorum da ne kadar saldırganız bizden olmayanlara. Tahammül edemiyoruz. Töre, namus gibi değerler için ne kadar kolay harcayabiliyoruz bir insanı. Sanki töreler daha değerliymiş gibi bir insanın canından.
Ahmet Yıldız belki çok iyi bir öğrenci, çok iyi bir evlat, çok iyi bir arkadaş, çok iyi bir abi, çok iyi bir insandı.Ama sadece gay olması bazı homofobikler için onu öldürmeye yeterli bir sebepti. Özellikle de ailesi için... Nasıl oluyor da töreler insanların evlatlarından daha değerli olabiliyor? Anlayabilen var mı?
Bugün öldürülüşünün yıl dönümü ve hala bugün de en büyük temennimiz adaletin yerini bulması, katilinin ve buna sebep olanların yakalanabilmesi...
AHMET IS MY FAMİLY...
Yavuz Okumuş
2 Temmuz 2012 Pazartesi
Unutmadık!!!
Asım Bezirci
Asaf Koçak
Ahmet Özyurt
Asuman Sivri
Yasemin Sivri
Behçet Aysan
Belkıs Çakır
Carina Cuanna
Edibe Sulari
Erdal Ayrancı
Serpil Canik
Gülender Akça
Gülsüm Karababa
Handan Metin
Hasret Gültekin
Huriye Özkan
Yeşim Özkan
İnci Türk
Menekşe Kaya
Koray Kaya
Mehmet Atay
Serkan Doğan
Metin Altıok
Muammer Çiçek
Muhlis Akarsu
Muhibe Akarsu
Murat Gündüz
Nesimi Çimen
Nurcan Şahin
Özlem Şahin
Sait Metin
Sehergül Ateş
Uğur Kaynar
...
1 Temmuz 2012 Pazar
Çok Alışmıştık...
Çok alışmıştık ona, terkedilmişliğin ağırlığı çöktü üzerime... 5 gece bizi yalnız bırakmayan adam bir anda çekip gidiverdi. Sezon finali dedi. Ama aslında bu bir final değil yalnız gecelerin başlangıcıydı bizim için.
Çok alışmıştık ona, onunla öğrenmeye... Hayatımız boyunca hiç düşünmeyeceğim konuları düşünmeye başlamıştık onunla. Çay, kedi gibi konuların bile ne kadar ilgimizi çekebileceğini gördük onunla.
Çok alışmıştık ona, onun o kimi zaman sert, kimi zaman muzip, kimi zaman cesur üslubuna... Yalnızlığımızı gideriyorduk onu dinleyerek, onunla öğrenerek, onunla eğlenerek, onunla gülerek...
Kendi eliyle çekip çıkardığı sıkıcı gecelere bırakarak gidiyor bizi... Ama giderken de yapıyor kıyağını... Şebnem Ferahla veda ediyor bize... Haliyle bu da unutulmaz kılıyor finali.
Bu durumda yalnız kalmadığımız bütün geceler için Kraliyet Ailesine teşekkür ederek beklemek düşüyor bize. Verdiği aranın çabuk geçmesi dileğiyle hayatı sokaklarda yaşayarak bekliyoruz tekrar başlayacağı günü. Sonuçta ne diyor baba:" HAYAT SOKAKLARDA"...
Yavuz Okumuş
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












